|
Merhaba ben Deniz Toprak,
15.01.1977 de Siirt ilinin Kurtalan ilçesinde Dünya'ya gelmişim. 1982'de
İstanbul'a göç ettik. İlk-orta-lise eğitimimi İstanbul'da tamamladım. Emekli
bir babanın, ev hanımı bir annenin 4'ü kız 2'si erkek olmak üzere 6
çocuğundan en büyüğüyüm. 2002 yılında müzik dünyasında başarılı
çalışmalarıyla bilinen usta müzisyen Ali Osman Erbaşı ile evlendim.
TÜRKÜMOLASI adlı ilk albümümü 2 yılda hazırladık. Albümün müzik
yönetmenliğini eşim Ali Osman Erbaşı yaptı. Usta bestekar ve yorumcu Kayahan
Açar ağabeyimizin desteğiyle DMC müzik firmasından çıktı. Albümümüzün tarzı
Türk halk müziği, Anadolu'nun kültürel ve coğrafik yapısını temsil eden,
çoğunlukla anonim eserlerden oluşan bir albüm, yöresel ezgilerimizin bir
mozaiği oldu adeta. Bunun yanı sıra albümde sürpriz bir potpurimiz de var.
Türkçe, Hintçe ve Çince okuduğum bu potpurinin amacı; kültürel kaynaşmanın
önemini vurgulamak, farklı kültürleri, farklı dilleri, aynı duygularla
özümseyebileceğimizi ve Dünya'nın en eski uygarlığına sahip olan Türk
kültürünün, Türk müziğinin ne kadar etkin olduğunu göstermektir. Bu potpuri,
daha sonra gerçekleştirmeyi düşündüğümüz büyük bir projenin sıkıştırılmış
küçük bir habercisidir. Birlik ve beraberliği anlatan Çince şarkının sözü ve
müziği A.Osman Erbaşı'na aittir.
Şarkının sözleri;
BİRLİK (GONG TONG)
Hep beraber bu gemiye binip gidelim,
Hayat kısa sevilelim hem de sevelim,
Yıldızlar var, çiçekler var şükür edelim,
İstanbul'dan Pekin'e kadar sevgi dilerim."
Müziği, özellikle de Türkülerimizi çok seviyorum. Müziği daha iyi
anlamak için her gün yeni bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum öğrendikçe
enginleşen bu deryada usta bir yorumcu olmak en büyük idealim.
Şarkı söylemeye ne zaman karar verdim?
İlkokul 3. Sınıfta iken; 23 Nisan'da sahneye çıkıp okuduğum bir türkü ile
herkesin beğenisini kazanmış, alkışlara boğulmuştum. Sesimin ve şarkı
söylememin beğenilmesi beni çok mutlu etmişti. Hissettiğim o duygular, beni
iyi bir yorumcu olmaya teşvik etmişti.
İlk sahne deneyimim;
Lise 2.sınıfta iken, Bosna Hersek'e yardım amaçlı bir konser organizasyonu
düzenlenmişti. Görevli öğretmenlerim sesimi dinleyip çalışmalara katılmamı
istediler, çok heyecanlanmıştım, çünkü hayatımda ilk kez sahneye çıkacaktım,
ayrıca bu çok kutsal bir görevdi. Derken iki aylık bir çalışma sürecinden
sonra Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi'nde dinleyicilerle dolu konser
salonundaydık ve ben başarmıştım..
TÜRKÜMOLASI'nda potpuride neden değişik diller var?
Çocukluğumdan beri Asya müziğine ilgi duydum. Birçok Hintçe, Arapça
şarkılar öğrendim, böylece Asya coğrafyasındaki etnik çeşitlilik ses
rengimin gelişmesine katkı sağladı. Araştırmalar yapıyorum bu konu ile
ilgili, değişik dilde, değişik ırkta iyi şarkıcılar ve müzisyenler
keşfediyorum. Seçici bir dinleyiciyim, geniş bir arşive sahibim. Müzik
tarzlarıyla ilgili keskin hatlar çizmiyorum. İcra edilmiş en güzel eserlere
ulaşmaya çalışıyorum, gerçekten çok eğlenceli bir uğraş. Müzikal yolculukta
hayata bir sürü pencereden bakma şansına sahip olabiliyorum, Dünya'da bu
sanata gönlünü, ömrünü vermiş çok iyi müzisyenler ve şarkıcılar var. Onları
dinledikçe, ruhuma yansıyor ve gelişiyorum. Türkülerimizi bu gelişmişlikle
yansıtmak istiyorum.
Örnek aldığım sanatçılar:
Eserlerini dinlediğimde bana güzel duygular yaşatıp ruhuma bir şeyler
katabilen, güzel sesler çıkartıp, işini gerçekten iyi yapmaya çalışan bütün
sanatçıları dinliyorum.
Kendi şahıslarına münhasır olan, değerlerini samimi bir şekilde aktaran
sanatçıları da takdir ediyor ve örnek alıyorum. (Neşet Ertaş, Muzaffer
Akgün, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Sabahat Akkiraz, Kayahan Açar,
Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses ve devrini takdire layık bir biçimde
tamamlamış olan; Rahmetli Aşık Veysel, Mahsuni Şerif, A.Ekber Çiçek, Kazancı
Bedih, Seyfettin Sucu, Mukim Tahir, Fahri Kayahan ve tüm ustalar.)
Popüler müzik ile ilgili görüşlerim;
Herhangi bir sanat endişesi hissedilmeden kolay üretilen, çabuk tüketilen,
insanlara anlık ve geçici duygular tattıran modaya uygun reklam müzikleri
gibidir. Bu tip çalışmaları ben gelincik çiçeğine benzetiyorum çok güzeller
ama çabucak solup gidiyorlar ne saksıda yaşıyorlar, ne de bukette. Ama gül
ağacı öyle mi?...
Bence müzik;
Müzik insanın içindedir, ruhun sesidir.
Sanatın beslenme kaynakları; yaşamın, sevginin, özlemin, kederin,
mutluluğun, doğanın, var olan, olmayan, yaşanılabilir her şeyin rengidir. Bu
etkileşim sanatçının ruh haline bağlı, doğal ama elinde olmayan bir seçimle
beslenir, eğitimle şekillenir.
Müzik sanatını öğrenmeye çalışıyorum. Ne yaptığımı anlamak, ne yapacağımı
programlamak için daha çok çalışmam gerektiğini düşünüyorum. Öğrendikçe daha
da zorlaşıyor. Ali Osman Erbaşı hep der ki; "Müzik öğrenmek istiyorsan,
öğretmenin; sahip olduğun enstrümanındır, müziği tanıman için bir enstrümanı
tanıman şarttır." Evet, bağlamam ile duygularımı daha ahenkli yansıtabilme
egzersizleri yapabiliyorum. Melodilerle "fa sol la" yerine "sol fa sol la"
daha mı iyi olur diyebilme alternatifi doğuyor, en azından ne yaptığımı
biliyorum buda çok gerekliJ. İnsanın kendi çabası ile edindiği bilgiler daha
kalıcı oluyor..
Nasıl biriyim?
Sahip olduğu değerleri koruyan, ailesine ve dostlarına bağlı, sabırlı,
inançlı, biraz inatçı, çalışkan, evcimen, sürekli kendini sorgulayan ama
kendisiyle barışık ve kendisine saygısı olan ve şükreden bir insanım.
Hedefim;
Vatanına milletine faydalı, ülkesini sanatı ile temsil eden, herkes
tarafından sevilip takdiri hak eden başarılı bir ses sanatçısı olmak istiyorum.
Bence aşk;
Karşılıklı fedakarlıkların, ideallerde buluşmasıdır. Aşk insanın yaradılış
sırrıdır. Allah'ın yarattıklarını tanıyıp ve sevmekle mümkündür. Yaradan'a ulaşmaktır.
|